İçeriğe geç

Kategoriler

Karadeniz HaberleriSamsunTrabzonOrduGiresunRizeArtvinZonguldakBartınKarabükKastamonuSinopAmasyaTokatÇorumGümüşhaneBayburtBoluDüzce
SiyasetCumhurbaşkanlığı
Bakanlıklar
TBMMSiyasi PartilerGenel Merkezİl / İlçe Başkanlıkları
KamuKamu KurumlarıMülki İdareValiliklerKaymakamlıklar
Güvenlik
STKToplum ve YaşamSivil Toplum Kuruluşları
Yerel YönetimlerBüyükşehir ve İllerİlçelerBelediyeMuhtar
DünyaNATOUluslararası KuruluşlarBirleşmiş MilletlerAvrupa Birliği
SporFutbolBasketbolVoleybolHentbolGüreşAtletizmTenisYüzmeMotor SporlarıDövüş Sporları / BoksE-SporAmatör SporEngelli Sporları / Paralimpik
Yerel
Marmara
Ege
Akdeniz
İç Anadolu
Karadeniz Haberleri
Doğu Anadolu
Güneydoğu Anadolu
Özel HaberKaradeniz Rehber
  • Dolar 49,3490 ▲ %0,18
  • Euro 55,4096 ▲ %0,02
  • Sterlin 65,3198 ▼ %0,09
  • Gram Altın 6.651,99 ▲ %1,62
  • Çeyrek Altın 10.701,86 • %0,00
  • Gümüş 95,67 ▲ %2,04
  • Bitcoin 4.067.818 ▲ %0,10
  • BIST 100 12.213,58 ▲ %0,75
N Nazlı ÇaykaralıKaradeniz Mutfağı ve Yayla

Yaylanın Sofrası: Göçün Ardından Kurulan Bereket Masası

Yayla göçü bitti ama sofralar kurulmaya devam ediyor. Rize'nin yüksek yaylalarından Trabzon'un köylerine uzanan bu yazıda, yayla kültürünün mutfağa yansıyan izlerini sürüyoruz.

Eylül sonu, Ekim başı... Karadeniz'in yüksek yaylalarında son sığır sürüleri de aşağı iner. Otlar sararır, çiçekler solar, yayla evlerinin kapıları kilitlenir. O yemyeşil coşku, yerini kasvetli bir sessizliğe bırakır. Ama işin aslı öyle değildir. Yayladan inen sadece insanlar ve hayvanlar değildir; beraberlerinde bir bereket, bir lezzet hazinesi de gelir. Göçün ardından kurulan sofralar, aslında yaylanın en güzel hatırasıdır. Bugün size, Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinden başlayıp Trabzon'un Maçka yaylalarına uzanan bu lezzet göçünü anlatacağım.

Yayla denince akla ilk gelen, o tertemiz hava ve doğal yaşamdır. Bu yaşamın sofraya yansıması ise paha biçilmezdir. Yaylada yapılan tereyağının, yayık ayranının, taze lor peynirinin tadı, şehirdeki hiçbir market ürününde yoktur. Çünkü o lezzetin sırrı, hayvanların yediği bin bir çeşit ottur. Yayla kekiği, dağ çayı, papatya... Bu otlarla beslenen ineklerin sütü, en kaliteli yağı ve peyniri verir. İşte bu yüzden yayla göçü, sadece bir mevsimlik yer değiştirme değil; aynı zamanda bir lezzet göçüdür. Bu göçün sonunda köye inen her aile, kilerini bu eşsiz ürünlerle doldurur.

Yaylanın Kileri: Tereyağı ve Peynirin Yolculuğu

Yayladan inen ilk ürün, şüphesiz tereyağıdır. Yörede yapılan yayık tereyağı, kahvaltı sofralarının vazgeçilmezidir. Sabah kahvaltısında sıcak mısır ekmeğinin üzerine sürülen bu tereyağı, adeta bir bayram havası yaratır. Yaylada kavrulup saklanan tereyağı, küplere basılarak kışa hazırlanır. Bu küpler, köydeki serin kilerlerde muhafaza edilir ve kış boyunca yemeklere, mıhlamalara lezzet katar. Peynir ise ayrı bir hikâyedir. Taze lor, çökelek ve otlu peynir... Her birinin ayrı bir yeri vardır Karadeniz mutfağında. Otlu peynir, özellikle Erzurum ve Kars taraflarında meşhur olsa da, Trabzon'un yaylalarında da yapılır ve kahvaltıların baş tacıdır.

Bu peynirlerin en güzeli, koyun sütünden yapılanıdır ama Karadeniz'de genellikle inek sütü kullanılır. Yaylada otlayan ineklerin sütü, hem yağlı hem de aromatiktir. Bu sütten yapılan peynir, tuzlanarak ve kimi zaman otlarla harmanlanarak olgunlaştırılır. Kış aylarında bu peynirlerden yapılan börekler, gözlemeler ve salatalar, sofraların yıldızı olur. Hele bir de mısır ekmeğiyle birlikte tüketilirse, değmeyin keyfimize. Yaylanın bu eşsiz ürünleri, sadece Karadeniz insanının değil, tüm Türkiye'nin damak tadını süsler.

Mıhlamadan Hamsiye: Yayla Lezzetinin İnişi

Yayladan inen lezzetler, sadece kahvaltılıklarla sınırlı değildir. Tereyağı ve peynirin yanı sıra, yaylada toplanan otlar da sofraların baş tacıdır. Karalahana, ısırgan, pazı, ebegümeci... Bu otlar, yayladan iner inmez köy mutfaklarında yemeklere dönüşür. Karalahana çorbası, pazı kavurması, ısırgan otu kavurması... Her biri, yaylanın doğal zenginliğinin bir yansımasıdır. Bu otlar, aynı zamanda hamsiyle de buluşur. Hamsili pilav, hamsi buğulama, hamsi köfte... Karadeniz'in vazgeçilmez balığı hamsi, yayla otlarıyla birlikte pişirildiğinde ortaya muhteşem bir lezzet çıkar.

Mıhlama ise ayrı bir başlıktır. Mısır unu, tereyağı ve peynirin buluşmasıyla oluşan bu lezzet, yayla sofralarının en önemli yemeğidir. Yaylada mıhlama yapmak, adeta bir ritüeldir. Büyük kazanlarda, odun ateşinde pişirilen mıhlama, kalabalık aile sofralarında paylaşılır. Bu paylaşım, Karadeniz kültürünün en güzel örneklerinden biridir. Yayladan inildikten sonra da mıhlama, köydeki sofralarda sık sık yerini alır. Çünkü mıhlama, sadece bir yemek değil; aynı zamanda bir araya gelmenin, birlikte olmanın simgesidir.

Kış Hazırlığı: Yayladan Gelenle Kışı Geçirmek

Yayla göçünün bir diğer önemli yönü, kış hazırlıklarıdır. Yaylada yetişen lahana, fasulye, pancar gibi sebzeler, kışın tüketilmek üzere saklanır. Turşular kurulur, salamuralar yapılır. Bu hazırlıklar, Karadeniz insanının kışa ne kadar ciddi hazırlandığının bir göstergesidir. Özellikle karalahana turşusu, kış sofralarının vazgeçilmezidir. Etli yemeklerin yanında, hamsiyle birlikte tüketilen bu turşu, hem ferahlatıcı hem de sağlıklıdır. Ayrıca yaylada toplanan kuşburnu, kızılcık ve fındık gibi meyveler de kurutularak kışa saklanır. Bu kurutulmuş meyveler, kış aylarında komposto ve çay yapımında kullanılır.

Yayladan inen bir diğer önemli ürün ise baldır. Kafkas balı olarak da bilinen yayla balı, çiçek çeşitliliğinin fazla olması nedeniyle oldukça lezzetlidir. Bu bal, kış aylarında boğaz ağrılarına ve öksürüğe iyi gelir. Ayrıca kahvaltılarda ve tatlılarda sıkça kullanılır. Yayla balı, Karadeniz'in en değerli hazinelerinden biridir. Bu balın üretimi, arıcılıkla uğraşan köylüler için önemli bir geçim kaynağıdır. Yaylalar, arılar için adeta bir cennettir. Bu cennette üretilen bal, dünyanın en kaliteli balları arasında gösterilir.

Yayla Kültürü: Sadece Mutfak Değil, Bir Yaşam Biçimi

Yayla göçü, sadece mutfak kültürünü değil, aynı zamanda sosyal yaşamı da etkiler. Yaylalar, insanların bir araya geldiği, kaynaştığı, geleneklerin aktarıldığı mekânlardır. Yayla şenlikleri, kemençe sesleri, horonlar... Bu etkinlikler, yayla kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Yaylada geçirilen zaman, insanlara doğayla iç içe olmanın mutluluğunu yaşatır. Bu mutluluk, sofralara da yansır. Yaylada yemek yemek, sadece karın doyurmak değil; aynı zamanda bir keyif, bir huzur anıdır.

Yaylalar, günümüzde sadece köylülerin değil, aynı zamanda şehirde yaşayan Karadenizlilerin de uğrak yeridir. Özellikle yaz aylarında şehirden yaylalara akın eden insanlar, burada doğal yaşamı deneyimler. Bu deneyim, onların mutfak kültürüne de yansır. Şehirde yaşayanlar, yayladan dönerken yanlarında tereyağı, peynir, bal ve otlar götürür. Bu ürünler, şehirdeki sofralarda da yaylanın lezzetini yaşatır. Böylece yayla kültürü, nesilden nesile aktarılmaya devam eder.

Sonuç olarak, yayla göçü, Karadeniz'in sadece bir mevsimlik ritüeli değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesidir. Bu felsefe, mutfak kültürüne de derinlemesine işlemiştir. Yaylada üretilen her ürün, emeğin, doğallığın ve bereketin bir sembolüdür. Bu semboller, Karadeniz sofralarını zenginleştirir, lezzetlendirir. Eylül ayında yayladan inen sürülerle birlikte, bu zenginlik de köylere, kasabalara ve şehirlere iner. Kış boyunca bu bereketten beslenen Karadeniz insanı, baharın gelmesiyle birlikte yeniden yaylaların yolunu tutar. Bu döngü, yüzyıllardır böyle devam eder. Yaylanın sofrası, her mevsimde kurulur; ister yaylada ister köyde... Önemli olan, o sofrada paylaşılan lezzetin ve kültürün yaşatılmasıdır. Karadeniz'in bu eşsiz mirası, her yeni gün biraz daha değer kazanır. Ve bizler, bu mirası koruyarak, gelecek nesillere aktarmakla yükümlüyüz.

Paylaş

Yazarın diğer yazılarıTümü ›

Diğer yazarlar

Sıradaki haber yükleniyor…